DENİZLİ

Horozları ile ünlü Denizli zengin bir tarih ve kültüre sahiptir. Denizli, Hierapolis ve Laodikeia, Tripolis, gibi antik kentleri, kaplıcaları ve dünyada eşi olmayan travertenlere sahip Pamukkale ile görülmesi gereken bir turizm merkezidir.

Denizli ili, ilk defa bugünkü şehrin 6 km. kuzeyinde, Eskihisar Köyü civarında kurulmuştur. Şehir M.Ö (261-246) yılları arasında, II. Antiokos tarafından karısı adına kurulmuş ve Laodikeia adı verilmiştir. Müslüman akınlarına kadar bu isimle anılmıştır. Günümüzde kullanılan Denizli adı, Tonguzlu kelimelerinin zamanla ağızdan ağıza, Denizli kelimesi haline gelmiştir.

Daha sonra Pers, Büyük İskender, Roma ve Bizans, Selçuklular, Beylikler ve Osmanlı yönetimi yörede hakim olmuştur. Türkler Denizli havalisini zaptettikten sonra, şehrin suyunun bol bulunduğu bugünkü Kaleiçi mevkiine nakletmişlerdir.

Denizli ili Ege Bölgesi’nde olmasına rağmen, Ege Bölgesi’nin iklimi tamamen görülmez. Kıyı kesiminden iç bölgelere geçit yerinde olduğundan, az da olsa iç bölgelerin karasal iklimi hissedilir. Denizli ilinde, dağlar ekseriyetle denize dik olarak uzandığından denizden gelen rüzgarlara açık bulunmaktadır. Kışlar ılık ve yağışlı geçmektedir.

Denizli ve çevresinde bulunan mutlaka görülmesi gereken yerlerle ilgili kısa bilgiler :

Laodikya Antik Kenti

Denizli ilinin 6 km. kuzeyinde yer alan antik Laodikeia kenti, coğrafi bakımdan çok uygun bir noktada ve Lykos ırmağının güneyinde kurulmuştur. Kentin adı antik kaynaklarda daha çok “Lykos’un kıyısındaki Laodikeia” şeklinde geçmektedir. Diğer antik kaynaklara göre ise, kent MÖ. 261-263 yılları arasında II. Antiokhos tarafından kurulmuş ve kente Antiokhos’un karısı Laodike’nin adı verilmiştir.

Laodikeia, MÖ. I. yüzyılda Anadolu’nun en önemli ve ünlü kentlerinden biridir. Kentteki büyük sanat eserleri bu döneme aittir. Romalılar da Laodikeia’ya özel bir önem vermişler ve Kıbyra (Gölhisar-Horzum) Conventus’unun merkezi yapmışlardır.

İmparator Caracalla zamanında Laodikeia’da bir seri kaliteli sikke basılmıştır. Laodikeia halkının da katkılarıyla kentte çok sayıda anıtsal yapı yapılmıştır. Küçük Asia’nın 7 ünlü kilisesinden birinin bu kentte bulunması, Hıristiyanlığın burada ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. MS. 60 yılında meydana gelen çok büyük bir deprem kenti yerle bir etmiştir. 

Pamukkale

Pamukkale, güneybatı Türkiye’deki Denizli ilinde doğal bir mevkidir. Kent kaplıcaları ve akan sulardan kalan karbonat mineralleri teraslarını, travertenleri kapsamaktadır. Türkiye’nin Ege bölgesinde, ılıman bir iklimi olanMenderes Nehri vadisinde bulunur.

Bu bölgede sıcaklıkları 35-100 C° arasında değişen 17 sıcak su alanı bulunmaktadır. Pamukkale termal kaynağı, bölge potansiyeli içinde yer alan bir ünitedir. Kaynak, antik devirlerden beri kullanılmaktadır. Termal su kaynaktan çıktıktan sonra, 320 m. uzunluğunda bir kanal ile traverten başına gelmekte ve buradan, 60-70 m.lik kısmı çökelmenin olduğu traverten katmanlarına dökülmekte ve ortalama 240-300 m. yol katetmektedir.

Pamukkale UNESCO tarafından belirlenen Dünya Miras Listesi’nde yer almaktadır. Travetenler görsel zenginliğin yanı sıra kalp rahatsızlıkları romatizma göz ve deri rahatsızlıklarına iyi gelmektedir

Hierapolis

M.Ö. 190 yılında II. Eumenes tarafından kuruldu. M.Ö 2. yüzyılda Roma egemenliğine giren şehir altın dönemini bu zamanlar yaşadı ve depremlerle yıkıldıktan sonra tamamen Roma mimarisiyle bezendi.İsa’nın havarilerinden Aziz Philippus’un burada öldürülmesi şehre dini bir önem de kazandırmıştır. M.S. 395’te Bizans’ın, daha sonra 1210’da Anadolu Selçukluları’nın sınırları dahilinde kalmıştır.

Tedavi amacıyla da kullanılan Pamukkale yeraltı suları (travertenler) sayesinde tarih boyunca turist çekmiştir.

Hamam, yolcuların yıkanarak şehre girmeleri için şehrin dışına inşa edilmiştir.

Tiyatro kapasitesinin 9.500 kişi olmasından dolayı şehir nüfusunun 95.000-100.000 arasında olduğu tahmin edilmektedir.

Tiyatrosunun tasarımından burada gladyatör dövüşleri yapıldığı anlaşılır. Sahne altındaki çukurluk bölümle oturma sıraları arasında seyircileri vahşi hayvanlardan korunmak için yaklaşık bir metrelik yükseklik farkı vardır. Gladyatör dövüşlerinin olmadığı tiyatrolarda bu fark bulunmamakta, sıralar sahne düzeyinden başlamaktadır.

Şehrin giriş kapısında işlenmiş olan Medusa figürü, tanrıça Medusa’dan korunmak için yapılmıştır. Bu inancın Türk kültürüne nazar boncuğu olarak geçtiği sanılmaktadır. Şehir, UNESCO Dünya Miras Listesi’ne alınmıştır.

Efes

Efes antik kenti Milattan önce 6 bin yıllarında cilalı taş devrinde yapıldığı zannediliyor.Bu son yıllarda yapılan tüm araştırmalar ve kazılarda Efes Antik kenti çevresindeki höyükler ve kalenin bulunduğu Ayasuluk Tepesi’nde Tunç çağları ve Hittitler’e ait yerleşimler belirlenmiştir. Efes Antik kenti Yunanistan’dan gelen göçmenlerin de yaşamaya başladığı liman kenti olmuştur. Efes zamanla Artemis Tapınağı çevresine taşınmış ve buraya yerleşilmiştir. Bugünkü Efes ise, Büyük İskender’in generallerinden Lysimakhos tarafından Milattan önce 300 yıllarında kurulmuş. Efes Antik Kneti dünyanın en önemli merkezlerinden biridir.

Efes Antik Kenti tarihi boyunca uygarlık, bilim, kültür ve sanat alanlarında her zaman önemli rol almıştır. Efes Antik Kenti önemli bir liman kenti idi. Bu konumu Efes’in çağının en önemli politik ve ticaret merkezi olarak gelişmesini ve Roma Devrinde Asia eyaletinin başkenti olmasını sağladı. Efes antik çağdaki önemini yalnızca büyük bir ticaret merkezi olarak gelişmesini ve başkent oluşuna borçlu değildir.Artemis kültünün en büyük tapınağı da Efes’’ de yer alıyor.

Afrodisias

Aphrodisias, Babadağ’ın eteklerinde, denizden 600 metre yükseklikteki bir plato üzerine kurulmuş. Antik kaynaklarda kentin tarihiyle ilgili pek fazla bilgi yok. Hayli büyük, kalabalık ve çok gelişmiş bir kent olduğu şüphesiz. On bin kişilik tiyatrosu, 30 bin kişilik stadiumu, beş büyük mekândan oluşan hamamı, agorası, zengin kamu binaları Aphrodisias’ın yaşam ve kültür seviyesiyle ilgili önemli bilgiler sunuyor görenlere. Ama kentin en önemli yapısı, adını aldığı tanrıçaya adanan tapınak. Bölgedeki daha eski tarihli yerleşimlerde de kutsal alan olduğu belirlenen ve daha küçük boyutlu bir tapınağın üzerine inşa edilen yapının temellerinde, adak için bırakılmış çok sayıda seramik parçası bulunmuş.

Kent merkezinin kuzeyindeki modern tapınağın yapımına MÖ 1. yüzyılda başlanmış ve 150 yıl gibi oldukça uzun bir sürede tamamlanmış. Tapınakta bulunan iki yazıtta da ismi geçen, Zoilos, azat edilmiş zengin bir köleydi. İlk yazıt, tapınağın da içinde bulunduğu kutsal alanın sınır taşlarından birinin üzerinde bulunuyor: “[Bu alan] büyük Ceasar ve [onun oğlu] İmparator [Caesar ve] Senato ve Roma halkı tarafından kutsal asylum olarak belirlendi… C. Julius Zoilos, Aphrodite rahibi, sınır taşlarını diktirdi…” Yazıtta geçen asylum kelimesi, sığınma hakkı anlamına geliyordu ve bu unvana sahip olan bölge ya da yapıya giren kişi, kim olursa olsun koşulsuz olarak koruma altında kabul edilirdi. Tapınağın içindeki başka bir yazıtta ise şöyle yazar: “C. Julius Zoilos, Aphrodite rahibi, anavatanın kurtarıcısı ve bağışçısı, Aphrodite tapınağını [adadı]…” Sınır taşları ya da daha fazlası, fark etmez, Zoilos’un Aphrodite Tapınağı’na büyük emeğinin geçtiği kuşkusuz. Ancak yapımında gösterilen bu özene inat, bu görkemli tapınak sadece 500 yıl sonra, MS 6. yüzyılda pek çok yapı öğesi eklenerek bir Hıristiyan bazilikasına dönüştürülmüş.